home sitemap contact us  
Ana Sayfa
   
Haber Listesi

Müjdat Gezen Sanat Merkezi ile ilgili gelişmelerden haberdar olmak isterseniz lütfen haber listesine üye olunuz.






 
Bir Röportaj - Paralel Dünyaların Ceo'ları Yazdır E-posta
Paralel Dünyaların Ceo’ları -  Gamze Özden

"Ağlayan Yüz Gülen Yüz"
47 yılını tiyatroyla geçirmiş bir aktör, bir hoca, bir yazar, bir yardımsever Müjdat Gezen, insan bir insan… Müjdat hoca ile yoğun programı arasında, ilk olmasının gururunu yaşadığı Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde; tiyatro, oyunculuk, şöhret ve yaşam hakkında görüşme fırsatı yakaladık. Umarız okurken siz de bizim kadar keyif alırsınız…
Oyunculuğa çok küçük yaşlarda, biraz da zorla başladığınızı biliyoruz. Kısaca oyunculuk yolculuğunuzu öğrenebilir miyiz sizden?
Oyunculuğa 10 yaşında, öğretmenimin zoruyla, bir ilkokul piyesinde başladım. Aslında bu; sahneye çıkmak değil de itilmek oldu çünkü bilinçli değildim.
O şekilde başlamış bulundum bir kere, sonra amatör bir yeşil sahne’de ortaokulda da devam etti oyunculuk… Derken konservatuar sınavını kazandım. Şehir Tiyatrosu’na girdim. 16-17 yaşlarında hem konservatuarlı, hem de profesyonel oyuncu oldum. Demek ki, 47 senedir devam eden bir macera bu…

Peki öğretmeniniz sizi zorla sahneye çıkarıp, hayatınıza böyle bir yol çizmenize sebep olmasaydı, ne olmak isterdiniz?

Böyle olmasaydı, herhalde öğretmen ya da hukukçu olmak isterdim. Ama zaten, aktör olunca hepsini olabiliyorsunuz. Mesela son oyunumda bir başhekimi canlandırıyorum, daha önce de bir avukatı oynamıştım. Bir hocam vardı toprağı bol olsun, “Niye aktör oldunuz?” demiştim ona. Dedi ki: “Mimar olmak istiyordum, olamadım. Mühendis olmak istiyordum, olamadım. Aktör oldum, hepsini oldum.” İşte öyle bir yanı var aktörlüğün.

Oyunculuk kariyerinize güldürü ağırlıklı projelerle devam ettiniz. Bunun sebebi neydi?
Herhalde beni seçenlerden kaynaklanan bir şey bu. Bir de, ilk çıktığım oyun dramdı. Herkes ağlıyordu. Oysa ben gülmeyi daha çok yakıştırıyorum insanlara. Ağlamak kadar insanca bir şey gülmek, hatta biraz daha öte. Çünkü ağlamak duygusu tamamen hisle ilgilidir. Ama gülmek, aynı zamanda zekâ ile de ilgili. Benim zekâya büyük zaafım vardır. Sanırım bu yüzden de güldürmeyi seçtim.

Hiç, canlandırdığınız bir tiplemenin “gerçek hayattaki Müjdat Gezen’e” yapıştığı oldu mu?

Tam oluyordu, bıraktım. Darbukatör Baryam oluyordu mesela, sonra “Cennet Mahallesi’nde” Yunus diye bir tipleme canlandırıyordum, tam Yunus Baba diye sesleneceklerdi, onu da bıraktım. Ben genellikle rolün sırtına binip gitmek yerine, rolü sırtlamayı seviyorum. Onun için de, 5-6 tane değişik rol oynadım o arada. Bunun dışında; oyunculukta rolden etkilenmek, rolden kendi hayatınıza alıntı yapmak diye bir şey olmaz. Aksi takdirde; hırsızı oynuyorsanız bir şey çalmanız, ya da bir katili canlandırıyorsanız öldürmeyi istemeniz gerekir. Böyle şeyler olmaz aktörlükte çünkü aktörlük, teknik eğitimi alınması gereken bir iştir. Eğer teknik eğitim alırsanız, bunları yapmazsınız.

Bir röportajınızda “Tiyatro yıllarca ‘dansöz gösterisi' sanıldı Anadolu'da.” demişsiniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?
Eskiden, Anadolu'da Tiyatro Kumpanyası çıktığı zaman böyle sanılırdı. 63 yılında turneye çıktık ve Anadolu'nun bir yerinde oynuyoruz... Oranın yetkilisi koluma girdi, “Dansöz var mı?” dedi bana. “Yok. Bizimki tiyatro.” dedim, “İyi ya işte!” dedi. Tiyatro Kumpanyalar'ı o zamanlar önce dansöz oynatırlardı, sonradan da komik oyunlar oynanırdı kısa kısa. Ama zaten tiyatro kavramının Türkiye'de 100 küsur yıllık bir mazisi var, binlerce yıllık batı tiyatrosunun yanında daha çok bebek.
Geçmişte; zamanında oldukça çok ve önemli işler yapmış olan birçok ünlü sanatçının, hayatını sefalet içinde tamamladığına tanık olduk. Oysa siz, döneminizdeki çoğu sanatçıya göre kendinizi korumayı başarmışsınız. Buradan yola çıkarak şöhretle başa çıkabilmenin formülü nedir?
Ben içki, sigara hiç kullanmadım hayatımda. Arkadaşlarımla toplandığım zamanlarda da onlar bir şişe içiyorlarsa, ben aynı kadehle bütün geceyi götürebilirim.
Kaybolup gitmemek için üç şeyi yönetmek gerekiyor. Biri para, biri şöhret, diğeri de içki ve sigara. Bunları siz yönetiyorsanız, sorun yoktur. Mesela “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” lafı bana her zaman komik gelmiştir. Yani, bilse ne olur acaba?
Müjdat Gezen benim hiçbir zaman umrumda olmamıştır. Çünkü ben onu saygıyla yönettim. Ben kimseye saygısızlık yapmam, kimse de bana saygısızlık yapmasın diye.
Para meselesine gelince… Hiçbir zaman çok fazla param olmadı. Zaten olanı da hep böyle işlere yatırdım. Ya bu okulu açtım, ya orman yaptım, ya huzurevi açtım, ya tiyatro açtım… Ama paranın da, asla beni yönetmesine izin vermedim. Benim çok fazla param var, hükmüm parama geçer gibi bir tavrım olmadı hiç.
İçki-sigara olayında ise; o pis kokan tütün parçasına mahkum etmek istemedim kendimi, bu durum onuruma dokunacağı için de hiç içmedim.
İçkiyi de ben yönetmek istedim hep. Arkadaşlarım istedikleri kadar içebilirler ama ben, ancak benim istediğim kadar içerim. Çünkü içkinin kötülüğü, kendini kendi istediği kadar içirmesidir.

Peki oyunculuğun olmazsa olmazları nelerdir?

Yetenek, eğitim ve doğru düzgün çalışmak, tabii bir de sevgi. Bu işte de, her işte de sevgi çok önemli. Sevgiyle yapılan bir çöpçülüğü, sevgisiz yapılan bir doktorluğa tercih ederim. Çünkü sevgiyle yapılan işler iyi olur.

“Tiyatro, bana hayatın renklerini gösterdi.” demişsiniz bir yazınızda. Biraz da bu renklerden ve bu renklerin size yansımalarından bahsedebilir misiniz?

Hayatta ne kadar çok renk varsa, tiyatroda da var. Çünkü tiyatro sanatı, bütün sanat dallarını içinde barındırıyor. Resim, müzik, mimari, dans, edebiyat… her şey var tiyatronun içinde. Tabii bu da renkli bir yaşam demek.

Ücretsiz bir sanat okulu açma fikri nasıl gelişti ve bu aşamada nasıl zorluklarla karşı karşıya kaldınız?

İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yaparken, bir öğrencimin kıvrandığını gördüm. “Ne oldu?” dedim. “Vize param olmadığı için, galiba okuldan ayrılıyorum hocam.” dedi. Baktım 35 Lira var yanımda, 25’ini ona verdim. “Hocam olmaz.” dedi, “Sınavına gir.” dedim. Bunun üzerine, bir gün param olursa bedava bir okul açayım diye düşündüm. Parasızlık yüzünden yetenekli bir insanın okuyamaması bana çok dokunmuştu.
Okulu açma aşamasında büyük zorluklarla karşı karşıya kaldık. Çünkü bedava okul açmak, 628 sayılı kanuna göre yasaktı. Milli Eğitim’e bağlı olmak gerekiyordu. Bu gibi zorluklarla boğuştum o dönem. Okul ücretsiz olduğu için 2 yıl hapisle yargılandım. Tabii bunu askeri ve dini okulları kontrol altına alabilmek için yapmışlar, her önüne gelen okul açamasın diye. Ama biz açtık, tabii ki o tip şeyler bizim okulumuzda olmuyor, burası bir sanat okulu. Okul açma fikrim ve karşılaştığım güçlükler sırasında ise en büyük destekçilerim ailem oldu.

Okulunuzun tüm haklarını kurayla seçtiğiniz 10 öğrencinize devretmişsiniz. Bunun sebebi nedir?

Çünkü ölürken bu binayı yanımda götüremem. Hiç olmazsa, benden sonra satamazlar, devredemezler, kiraya veremezler, adını değiştiremezler. Sadece yönetebilirler, zaten şimdi de yönetiyorlar. Öğrencilerimin % 80’i burada hoca, asistan ve hepsi de bizim tiyatromuzda oynuyor.

Okulla ilgili veya daha farklı, gerçekleştirmek istediğiniz ya da gerçekleştireceğiniz başka projeleriniz var mı?

Okulumuz tutmuş, oturmuş bir kurum oldu ve iyi gidiyor. Hatta başka benzerleri de çıktı, onlar da gayet iyi gidiyorlar. Tabii böyle bir şeye sebep olmuş olmak çok hoşuma gidiyor. Çünkü bu okul açılmasaydı, benzerlerinin hiçbiri açılamayacaktı. Vakıf üniversitelerinde böyle kollar olmayacaktı. Onun için biz, ilk olmanın gururunu yaşıyoruz.
Bunun dışında ise, yapmak istediğim bir şey yok, çünkü çok yorgunum. 2 tane oyun çıkartıyorum sahneye. Sinan Çetin’le bir diziye başladım, bir oyunda oynuyorum, Kadir Has Üniversitesi’nde ders veriyorum, buraya geliyorum… Yoruluyorum artık.
Okul, kitaplar, oyunlar, zaman zaman reklam filmleri, programlar, dersler, dizi… Bu yoğunlukta vaktinizi, işlerinizi ve kendinizi nasıl yönetiyorsunuz?
Açıkçası ben programlı çalışıyorum. Cebimde ne zaman ne yapacağıma dair bir kağıt olur hep. Evde ajandam, sekreterimde programlarım… Yapacağım tüm işleri yazıyorum ve yazdıklarıma da uyuyorum. Yani program olmazsa olmaz. Onun için de sağlıklı olmak gerekiyor.
Yönetmek demişken, sizin yöneticilik anlayışınız nedir? Nasıl bir yöneticisiniz?
Ben insanlarla iyi ilişkiler içinde olmayı seviyorum. Yöneticilikte otorite kavramının, demode bir kavram olduğuna inanıyorum. Çünkü karşılıklı sevgi ve saygıyla yapılan işler, daima daha çok tutmuştur. Ben kimseden sevgi ve saygı talep etmeden, bu ortam kendiliğinden oluşuyor. Çünkü ben herkese sevgi ve saygı ile yaklaşıyorum, bunu da olmuş olsun diye yapmıyorum. Bu benim çocukluğumdan itibaren ailemden gördüğüm gelenek ve örf olarak gelişmiş, onun için özel bir çaba sarf etmiyorum. Ama Cumhurbaşkanı’mızın eşine telefon edip de, “Benim tiyatromun açılışını yapar mısınız?” dediğimde, “Peki.” diyor ve gelip açılış yapıyor. Bu da beni çok onurlandırıyor, çünkü ben ona güven sağlamışım. İnsanlara güven sağladığım kanısındayım, çünkü bana duyulan güveni sarsmamak için özel bir çaba sarf ediyorum.

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin aldığı bir kararla, Şehir Tiyatrosu biletleri 1 YTL’ye indirilmişti. Birçok tiyatrocu bu durumu protesto etmişti. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ben oradaki sanatçı arkadaşlarımın çok değerli olduğunu ve 1 YTL’ye seyredilecek insanlar olmadıklarını düşünüyorum. İkincisi; eğer böyle bir hovardalık yapılacaksa, kararı alanların bu işi kendi paralarıyla yapmalarını isterim, benim paramla değil. Çünkü o bizim paramız, hepimizin ödedediği vergilerle yapılan bir iş.
Tiyatro sanatının bu kadar ucuz parayla seyredilmesine karşıyım. Bedava seyredilebilir, kaldı ki 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde hepimiz bedava oynuyoruz. Zaten düşünülenin de aksi oldu, insanlar bileti nasıl olsa 1 YTL’ye aldık, gitmesek de olur dediler ve salonlar daha çok boşaldı.

Peki şimdi tiyatronun, tiyatrocunun ve tiyatro seyircisinin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kendi hesabıma konuşacaksam eğer; salonumuzun yerini bilen yok, röportaj vermeyi çok sevmediğim için bizimle ilgili çıkan haber de pek yok, haftada 2-3 gün ilan veriyoruz ama salonu tamamen dolduruyor, hatta iskemle bile koyuyoruz. Oyunumuz beğenildi, hani “Allah yüzümüze güldü.” derler ya öyle, çok güzel gidiyor.
Ama genel olarak Türk Tiyatrosu’na baktığımızda, hatta bütün dünya tiyatrolarında, bir seyirci azalması var. Mesela, kızım Londra’da yaşardı. Yanına gitmeden önce, oyunlara bilet alsın diye telefon ederdim, o da “3 ay önceden haber ver baba, bilet bulunmuyor.” derdi. Oysa şimdi, bugün gidin Brodway’de de, Londra tiyatrolarında da yer bulabilirsiniz.

Peki bu seyirci azalmasının sebebi nedir?

Televizyon. İnsanoğlu konfora çok çabuk alışır. Tek kanallı televizyon devrinde uzaktan kumanda yoktu. Televizyonu üzerinden açıp kapatırdık. Şimdi ise kumandayı “Mutfakta mı bıraktık, banyoya mı götürdük?” derken filmin yarısı geçiyor, kalkıp kanalı değiştirmek aklına bile gelmiyor insanın. Yani özellikle Türk insanı konfora çabuk alışır, pijama insanıdır.
Televizyonun tiyatrocuya, büyük paralar kazanmak ve meşhur olmak adına çok faydası oldu. Ama aynı oranda da büyük zararı dokundu. Televizyonda o oyuncuları seyretmekten, insanlar tiyatroya gelmez oldu.

Son olarak; televizyon demişken teknolojiye değinelim biraz da. Günümüzde sürekli yeni teknolojiler gelişiyor. Anlatım tekniklerimizdeki eksiklikleri, acaba bu teknolojilerin altına sığınarak mı kapatmaya çalışıyoruz sizce?

Biz de teknolojiden yararlanıyoruz oyunlarımızda. Mesela Hamlet oyununda, arkadaki beyaz perdede Hamlet’in hayaleti, Ophelia’nın öldürülüşü, Hamlet’in korsanlar tarafından yakalanışı gösteriliyor. Ama unutmamalıyız ki, o teknolojileri yapanlar da insan. Yani insan var olduğu sürece, tiyatro da hep var olacak. O yüzden ben bir şeylerin altına sığınmaya çalıştığımızı sanmıyorum. Ben tiyatronun işlevinin, insan var oldukça süreceği inancını taşıyorum. Tabii tiyatrocular da boş durmayıp, tiyatro adına yenilikler yapacaklardır.Ben gülmeyi daha çok yakıştırıyorum insanlara. Ağlamak kadar insanca bir şey gülmek, hatta biraz daha öte. Çünkü ağlamak duygusu tamamen hisle ilgilidir. Ama gülmek, aynı zamanda zekâ ile de ilgili.Türk insanı konfora çabuk alışır, pijama insanıdır.Yöneticilikte otorite kavramının, demode bir kavram olduğuna inanıyorum. Çünkü karşılıklı sevgi ve saygıyla yapılan işler, daima daha çok tutmuştur.Tiyatro sanatının çok ucuz bir parayla seyredilmesine karşıyım. Bedava seyredilebilir, kaldı ki 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde hepimiz bedava oynuyoruz.Tiyatronun işlevinin, insan var oldukça süreceği inancını taşıyorum.
 
 

mujdat gezen uyarıANKARA' da genç bir kız :" Müjdat Gezen Tiyatrosu yararına şampuan dağıtıyorum" diyerek halkımızı kandırmaktadır. Bu konuda yasal işlemleri başlattık ancak sizlerin de bu konuda duyarlı olmanızı ve böyle saçma bir şeye itibar etmemenizi rica ediyoruz.
Saygılarımızla
 
Müjdat Gezen Tiyatrosu

 
Site İstatistiği
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün64
mod_vvisit_counterDün463
mod_vvisit_counterBu Hafta1985
mod_vvisit_counterBu Ay10475
mod_vvisit_counterHepsi341656
 
   
Back Top